MİDDER İlkeleri ve Doktrini

Giriş

İnsan ruhu bir şehirdir. İnsanı yeniden inşa etmek gerekmektedir. Her insan bir şehirdir. Nasıl ki şehirler ihmal edilirse harabeye döner, insan da ihmal edilirse bozulur yozlaşır harap olur. Batı medeniyeti çökmekte olduğunun farkındadır. Bu çöküşün bütün bir insanlık için felakete yol açmasının önüne geçecek olan ayağa kalkmak ve dirilmektir. Yeni bir diriliş ve kuruluş gereklidir. Yeniden dirilmek ihya etmekle olur; Öz’e dönmekle olur. Her alanda kadro gereklidir. Bütün insani bilimlerde bütün alanlarda yetişmiş kadrolar gereklidir. Osmanlı yıkıldıktan sonra onun misyonunu üstlenen bir güç ortaya çıkmadı. Rus Çarlığı yıkıldı ama yerine Komünist İmparatorluk kuruldu. Avusturya-Macaristan imparatorluğunun yerini Almanya aldı. Osmanlı toprakları üzerinde devlet adı altında küçük lokmalar oluşturuldu. Bugünkü sorunlarımızın çoğu Osmanlı devletinin bıraktığı boşluktan kaynaklanmaktadır. II. Dünya savaşı bir fırsat sunmuştur. Ancak bu fırsat iyi değerlendirilememiştir. Batının Avrupa birliği projesi Osmanlı devletine benzemektedir. Yani onlar kendileri açısından Osmanlıyı örnek almışlardır.

Kriz ve İnsanlık

Ancak Batı medeniyeti bugün atılımın tamamlamıştır. Hırçınlığının sebebi budur. O kendisine yönelik suçlamaları hile ve kaba kuvvet yoluyla yok etmeye çalışmaktadır. Tarih boyunca insanlığa bir şey sunamayan bir medeniyettir Batı medeniyeti. Bir dönem Haçlı zihniyeti ve Hıristiyan ruhbanlığı ile insanlığa her tür acıyı yaşatan Batı daha sonra Materyalizm ile daha büyük ve derin acıları yaşatmıştır ve yaşatmaktadır. Batı daima ifrat ve tefrit arasında bocalamıştır. Bu yüzden insanlığa hiçbir şey sunmamış ve sunması da mümkün görünmemektedir. Modern Batı dünyası dünyaya üç büyük zulüm ayğıtı hediye etmiştir. Kapitalizm, komünizm ve Faşizm. İnsanlığın son 150 yılına baktığımızda batının kanlı imzası dışında bir şey göremeyiz. Bu yüzden Batının bugün bile geçmişten ders almak gibi bir derdi yoktur. O insanlığın üstün kavramlarının sadece kendini kurtarmak için kullanmayı denemektedir. Çünkü sadece kendini kurtarmaya dışında bir anlayışa sahip değildir. Ancak her şeye rağmen yeni bir dünyanın kuruluşu gözlenmektedir. Ama bu süreç ürkütücü ve korkutucudur. Şiddet yeni insanın dini olma izlenimi vermektedir. Şiddetin her yerde olması bir şeyin çöktüğünü gösterdiği gibi, yeni bir şeyin doğuşunu da göstermektedir.

Eğer insanlığa yeni bir inanç ve değer verilmezse vahşet kendi devletini de kurabilecektir. Bu yüzden İslam dünyasının kendini bu kısır döngüden kurtarması insanlığın kurtulması anlamına gelecektir. Çünkü Avrupa’nın sözü bitmiştir. İslam dünyası Avrupa’dan hesap sorabilecek aşamaya gelmelidir. Ama Batı bunu önlemek istemektedir. Bu yüzden kendi yok oluşunu İslam dünyasındaki kargaşa ile gizlemeye çalışmaktadır. Kendi medeniyetimiz bizim yitik cennetimizdir. Bu cenneti keşfetmenin yolu maddeye tapan ruhu asli yöne döndürmek nefsimizi ruh değerleri önünde kurban etmekten geçmektedir. Yani Fedakârlık çile ve değişim… Kurtuluşun yolu birlikten geçmektedir. Kaçış yoktur. Çünkü kaçmak kurtuluş değil, batıştır.

Savaşın Cepheleri

Müslüman savaş adamıdır. Her yanı ateşle çevrilidir.1 İlk Ateş Nefstir. Nefse karşı savaş insani savaşı hayvani savaştan ayırır. Daha doğrusu hayvandan daha aşağı duruma düşmesine engel olur. Bir de evrensel Nefs vardır. Bu da kötülük ve zorbalığı öne alan bir Nefs’tir. Şuur uyanmalıdır. Şuuru alevlendirmek lazımdır. Eskiden Devlet millet ve ferd arasında uyum vardı. Ferd devleti devlet milleti kendinden bilirdi. Sonra bu şuur zayıfladı. Millet artık birbiriyle ilgilenmez oldu. Coğrafya parçalandı. Her ferd kendi dar alanı dışındakini düşünemedi. İslam toplumları yem oldu. Batı dünyası ve Doğu bloku arasında lokma lokma edildi. Bu yüzden Kuranı ruha geçirmek gerekir. Kurana gidersek arınırız. Kur’an’a dönüş demek İslam toplumunun yeniden varoluşu demektir. Yeniden doğuş ve diriliş Kurana dönüşle başlayacak değişim ve oluşumun adıdır Bu insan için de böyledir. Çöküş Kurandan uzaklaşmak, kurtuluş Ona yaklaşmakla olur.

Bilme Borcu

Ayağa kalkmak için gerekli olan şeylerden biri de bilgi seferberliğidir. Bu bilgi önce kendimize ait bilgileri sonra Doğu ve Batıyı oluşturan inanç değer ve düşünceleri bilmek için seferberlik merakının uyanması ve uyandırılması gerekmektedir.

Batı ile Savaşın Silahları

Batının karşısına onun silahlarıyla çıkıldığında yenilgi yaşanır. Yaşanan yenilginin sebeplerinden biri budur. Oysa Batının karşısına samimi olmak, antimakyevelizm, doğruluk tahammül ve sabır gibi manevi silahlarla çıkmak lazımdır. İçine kapanık bir coğrafyaya mahkûm edildik kendimizi bize sınırların içine hapsettik. İçimize kapandık. Biz durduk ama dünya durmadı. Etrafımızda dünyalar kuruldu dünyalar yıkıldı ama biz hep durağan davrandık. Ama uyanmalı tarihten gelen yolumuza yıldırım hızıyla devam etmeliyiz. İnsanlığın ortak ilkeleri etrafında Erdemliler bloku oluşturulmalıdır. Bu birlik hayal değildir. Birliğin sembolü Kudüs’tür ve Kâbe’dir. Kahramanlara ihtiyaç vardır. Zafer algımız değişmeli ruhumuz maddeyi aşmalıdır. Gerçek Zafer maddeye teslim olmamaktır. Şehirlerin kapısını açacak olan budur. At ya da tank sırtında gitmek, bir yeri at veya tank sırtında fethetmek değildir mesele At ya da tank sırtında bir medeniyet taşımaktır taşıyabilmektir. Gerçek savaş budur. Tankların sırtında sömürü ve barbarlık taşımak savaş değildir. Elde edilen kazanım da zafer değildir. Yenmenin ve yenilmenin anlamı maddi alanda değildir. Bu yüzden insanın iç dünyasını fethetmek önemlidir. “Yergi ve övgülere karşı gurur ve kibire karşı duran insan gerçek fatihtir.” Ruhun silahları vardır. Ruhun en önemli silahı tapınmaktır(ibadet). Bu yüzden gerçek kavga insanın kendisinde başlamaktadır. Müslüman sadece inancının ve Müslüman olmanın gururunu taşımalıdır. Kendine güvenmeli ve asla çekinmemelidir. Bugün Milli irade egemen olmadıkça insanlığın sorunları bitmeyecektir. Ancak ilkin ruhlarımıza kurtarıcı devlet fikrini aşılamalıyız. İnsanlığın temel sorunu ruhun arılığı ve üstünlüğüne dayanan bir medeniyetin temelinin atılıp atılamayacağıdır.

İLKELERİMİZ

1 - Milli İradecilik

Milli irade derken milletin iradesinden söz ediyoruz. Millet herhangi bir etnik grup ya da ırktan ziyade bir kültürel topluluktur bize göre. Milli irade fıtri iradedir ve biz bu iradenin açığa çıkması noktasında kendimizi sorumlu addediyoruz.

Anadolu toprakları tarihin bütün döneminde önemli olmuştur ve birçok kavim gelip geçmiştir ve herkes kendine göre bir iz bırakmıştır Biz bu toprakların mirasçısı olarak sadece topraktan değil aynı zamanda tarihten bugüne biriken bize ulaşan kültürün medeniyetinde mirasçısıyız. Buna inanarak bu mirasa katkı sunan her topluluğun bizim için saygıyı sevgiyi hak ettiğini düşünüyoruz.

2 - Özgürlükçülük

Dünyada kaotik bir durumun olduğunu iddia etmek sanırım çok abartı olmaz. Bu kaotik durumun temelinde eğildiğimizde şunları görürüz; bugün dünyaya hükmeden insanlar Batılılardır. Batı insanı geçmişten bugüne insanlara bir medeniyet sunamamıştır. Geçmişte ruhbanlık bağlamında Hıristiyanlık ve ona tepki olarak geliştirdikleri Materyalizm insanlığın bugünkü durumunu baş sorumlusudur. Batı dünyası modern dönemde dünyaya Üç bela hediye etmiştir Faşizm, Kapitalizm ve komünizmdir. Bu üç virüs insanlığı baş belası olmuş ve girdiği her yerde fesat, kriz ve karmaşa üretmiştir. Herkesin herkesle Savaşı'nı esas alan bir anlayış bugün dünyaya Batı tarafından egemen kılınmıştır. Bu yüzden hayata bakılan bu açının insanlara sunacağı hiçbir güzellik yoktur. Biz Milli iradenin olmadığı hiçbir yerde düşünce özgürlüğünün olacağına da inanmıyoruz. Neden inanmıyoruz? Birincisi Batının ürettiği dünya algısı özgürlüğe kapalı bir algıdır. Ve ne dinler ne de ideolojiler uzlaşmacı olmaktan uzaktır Öncelikle bugün dünyaya Egemen olan zihniyet ötekileştirici bir zihniyettir. Batı dünyası özgürlüğe ancak kendine fayda ekseninde değer vermekte ve fayda bittiğinde yüce kavramların ömrü de tükenmektedir. Kendi dışında kendine benzemeyen herkesi dışlayan bir anlayışın felsefi zemininde ilerleme fikri ve tektipleştirici modernizm vardır. Üstün batı ve beyaz adam anlayışına sahip yaklaşımlardan insanlığa saygının çıkması mümkün değildir. Elbette Batıda erdemli insanlar vardır. İnsanlığın meselelerine sahip çıkan yiğit ve asil insanlar vardır. Bu insanlara meselelerimizi anlatmak ve kendimizi ifade etmek boynumuzun borcudur. Ancak bugün İslam dünyası Batının bile çok gerisindedir. Bize göre ise “insanlar insanlıkta Müslümanlar dinde kardeşimizdir” ve şunu unutmamamız lazım ki Milli irade dışında ötekine saygı yoktur Ortadoğu'nun çok kültürlü çok haklı çok etnik unsurun olmasının sebebi bu toprakların insana ve hayata Bakışında ki derinlik, genişlik ve hoşgörüdür.

Daha yüz yıl önce sekiz dokuz etnik unsuru aynı şehirde barış içinde yaşatan dünya görüşü bir ütopya değil yaşanmış gerçekliktir. Bunu gerçekleştiren ise Milli İradedir. Bu yüzden Milli iradeye dönmek özgürlüğe ve ötekine saygıya dönmektir.

3 - Orta yolculuk

Müslüman dünyanın en önemli sorunlarından birisi de muhafazakârlık ve Batıcılık arasındaki gerilimdir. Muhafazakâr eğilim Batının özgül şartlarında gelişen Aydınlanmanın bütün söylemlerine duygusal bir tepki koymaktadır. Yanısıra modernist eğilim Batıdaki Skolastisizm karşıtı bütün söylemleri aynen kendi toplumlarına tercüme etmekte. Sonuçta kesif, anlamsız ve haksız bir kör döğüşü yaşanmaktadır. Bu durum İslam dünyasının gerçek aydınlanmasına engel olmaktadır. İslam dünyası bir düşüş içindedir. Bunun için hakikate çağrı lazımdır. Hakikate çağrı Asl olana ve Öz’e çağrıdır. Kapitalizm, komünizm ve Faşizm insanı öldürme çabalarıdır. Bu noktada insanlığın sıkışıp kaldığı eğilimlerin ötesinde bir yol vardır. Ne tarihsel olarak ruhbanlığa ve dünyayı/maddeyi yadsımaya varan bir idealizm ne de buna tepki olarak ortaya konan materyalizm insanların sorununa çözüm üretemezler. Çünkü bunlar hayat gerçeği karşısında erimeye mahkûm eğilimlerdir. Oysa İslam dünyasının da bugün boyutları ne olursa olsun bir Aydınlanma pratiğine ihtiyacı bulunmaktadır. Bu Aydınlanma her yeniye duygusal tepkiler koyarak karşı çıkan gerici zihniyetle yeni ve farklı bulduğu her şeyi en basit bir çaba sarf etmeksizin hemen benimseyen cahil zihniyeti aşmakla gerçekleşecektir. Hamasi ve duygusal ilgilerin üstünde entelektüel ilgilerle meselelere eğilmekle gerçekleşebilecek geniş bir çabadır bu. Bizim yapmak istediğimiz Batıda da Doğu da geleneğin dayandığı aslı bularak bu asıl üzerinden bütün insanların buluştuğu ortak bir zihniyete ulaşmaktır. Bütün insanların kabul ettiği ortak değerler vardır ve bu değerler fıtri değerlerdir işte Milli irade Bu Fikri değerlerinin üzerine kendini bu tutmaktadır Bu ortak değerler zemininden kendine alan açmaktadır Bu yüzden sadece direniş değil aynı zamanda bir Diriliş Peşindedir. Diriliş için üç aşama vardır. Bunlar İhya, Tecdid ve Aydınlanma kavramlarıdır.

4 - Aydınlanmacılık

İnsanın aydınlanması zihinle değil kalple ilgili bir durumdur. Hayat anlayışları çoğu kere Zihinle kurgulanan zanlara dayalıdır. Burada insanlar insani olandan uzaklaşabilmektedir. Kalp öğretileri aşan ahlaki durum ile bütün insanlardaki ortak değerleri rasyonel olmayan yoldan kavramayı sağlar. Kalbi zihinsel çıkarımlarla karartıp örtmek mümkündür. Adalet merhamet feragat zihinle temellendirilmeyen fakat insanın kalbine yazılmış üstün değerlerdir. İnsanlığın yaşam pratiğinde herkesin arzuladığı aşkın durumdur. Kalbi aydınlanmamış insanların bilgi sahibi olması mümkün olsa da bilge olmaları mümkün değildir. Tarafgirlik, makam ve mevkiperestlik, malperestlik, kalbin hastalıklarıdır... Ayrıca Aydınlanma Akletmeye ve gerçekliğe dönüş olarak anlaşılmalıdır. Kendi gerçekliğinden kopuk tarihsel bir anlayışa mahkûm olmadan çağın meselelerini irdelemenin adı olarak aydınlanmadan söz ediyoruz burada. O halde çağın zihniyeti tanımak, İlahi çağrıyı tanımak, Yaşanan toplumu tanımak gibi önemli bir borcu vardır insanların.

5 - İhyacılık

Kurana Ve Peygamberin mirasına dönüşle gerçekleşecek bir arınma ve arındırma sürecidir.

6 - Yenilikçilik

Tecdid bu arındırma sürecinin toplumsal yenileşmeye kapı açmasıdır. Tecdidden kastettiğimiz budur. Yeniliğe açık olmak gerekmektedir.

7 - Yeniden İnşacılık

Bizler kendi problemlerini tespit ederken hem kendi tarihsel tecrübelerinden hem de diğer toplumların tarihsel tecrübelerinden istifade etmeyi esas almak zorundayız. Batı dünyasındaki sosyal ve entelektüel hareketleri anlamaya çalışma noktasındaki çaba insanlığın temel problemlerini tespit noktasında bize katkı sunacak bir yoldur. Bu çabanın boyutlarında insanlığın temel problemini, İslam dünyasının problemlerini, İslam’ın diğer ideoloji ve dünya görüşleri karşısındaki durumunu tespit ederek bunların çözümü için Yeni bir anlayışın inşası bulunmaktadır. Çağın zihniyeti sorunludur. Bu zihniyet Doğuda da Batıda da sorunludur. İnsanlığın yaşadığı bir yığın haksızlık, sömürü, kavga, dışlama gibi olumsuzlukların kaynağı zihniyettir. Bu zihniyet maddeci ve idealist diyebileceğimiz iki uç yaklaşımın ürünüdür. Bu yaklaşımlar insanın insanla, insanın tanrı ile insanın evren ile ilişkisini bozmaktadır. İnsanın hayatı anlama noktasındaki eylemlerinin hep iki farklı âlem varsayılarak gerçekleştirilmesi bütün sorunların kaynağıdır. Bu tartışmalar hep madde ile mana, insan ile Tanrı, Akıl ile vahiy, hareket ve zaman vs. gibi unsurlar olarak öne çıkmaktadır. Bütün bu hususlar maddeci ve idealist anlayış tarafından karşıtlıklar olarak sunulduğundan bütünleştirici değil parçalayıcı; çok yönlü değil, tek yönlü olmaya zorlamaktadır insanlığı. Bu ayrılıkların farklılık ve karşıtlık olarak ele alınması önemli çıkmazlar içinde bırakmıştır insanlığı. Bu olumsuzlukların en temel sebebi de İslam dünyasının kendi zihniyetine sahip olmamasıdır. Sağlam bir teoloji ve kozmolojinin olmayışıdır. O halde yapılması gereken ilk şey bu zihniyetle hesaplaşmak ve yeni bir zihniyetin inşasını gerçekleştirmek; sağlam bir teoloji ve kozmolojinin yeşermesini sağlamaktır. Müslüman dünyanın sadece siyasal planda sorunları yoktur. Düşünsel anlamda da karanlıkta kalmıştır. Sorun güç ve maddi iktidar kazanmakla hallolacak bir mesele değildir. Dini düşüncenin de sağlam olması gerekir. İslam’ın hiçbir öğreti tarafından alt edilemeyecek güçlü yönünün kalplerde ve zihinlerde yer etmesini sağlamanın ve hareket planında bunları göstermenin gerekliliği ortadadır. Varolan olumsuzluklara karşı çıkmak ancak sağlam bir ayağa kalkış iradesi(milli irade) güçlü bir zemine kavuşur. Mesele sadece baskıcı güç odaklarına direnmek değil, aynı zamanda zihnen kalben ve eylemsel olarak ayağa kalkmanın gerçekleşmesidir. Asi olmak ile inkılâpçı olmak arasındaki fark budur. İlkesiz bir direniş direnen insanların çoğu kere bir oyun malzemesi olmanın ötesine taşımayacaktır. Öncelik dini düşüncenin diriltilmesi; ayağa kaldırılmasıdır. Bütün insanlık için İslam bir çözüm yoludur. Ancak İslam’ı çağın anlayışını tanıyarak çağın zihniyetini tanıyarak ortaya koymak zorunludur. Müslüman dünyanın da içine yuvarlandığı kaos’un sebebi İslam’ın çağa uymaması değil, Müslümanların İslam’dan anladığının kavramsal düzeyde ve pratikte bugünün zihniyetine hitap edecek dinamiklerden yoksun olması sebebiyledir. Mesele sadece İslam dünyası ile sınırlı değildir. Sadece İslam dünyası sorunlu değildir. Bütün bir insanlığa egemen kılınan dinsel, ideolojik ve felsefi zihniyet sorunludur. Avrupa uygarlığı özü itibarıyla entelektüel boyutuyla İslam uygarlığının bir uzantısı ve devamıdır. Batıya egemen zihniyet bu uzantının bütün kollarını budamıştır. Çünkü Evrensel bir hakikat zamanla, zeminle ve coğrafya ile sınırlı olamaz. Batı dünyasındaki birçok problemin dinsel teolojinin ve kozmolojinin açmazlarından beslendiği büyük ölçüde doğrudur. Dini düşüncenin yeniden kurulmasında dünyaya egemen kılınmak istenen Batılı paradigmayı anlama çabası önemli bir başlangıç noktası alacaktır. Çünkü bu paradigma bütün dünyayı etkilemektedir. İslam dünyasında bilim felsefe sanat adına yapılan bütün çabaların referans noktası Batı tarafından sunulan egemen hayat algısıdır. O halde bu paradigmanın ne olduğunu nasıl bir anlayıştan yola çıktığını anlamak bir zorunluluktur. İslam aşırılıkların ötesindedir. O bir denge medeniyetidir. O ne maddeyi yadsımaya varan idealizme ne ruhu yadsıyarak manevi olanı devre dışı bırakma tavrı olan materyalizme benzememektedir. Madde ve mana arasında üretilen çelişkinin hayata yanlış bakmakla alakalıdır. Hem Doğu hem Batı yıkım yaşadı Tabiattan kopma ile batan Mısır medeniyeti ve onun karşıtı olan aşırı tabiata bağlı olan Roma… Bugün biz de yıkılırsak o zaman insanın ayağa kalkması çok zor olacaktır. İslam dışında her yol haraptır. Çünkü insanlık hep ifrat ve tefrit arasında gidip gelmektedir. Sorunlarımız ekonomik değildir. Kalkınma kavramının özü ekonomik yükselme olarak öne çıkmıştır. Bugün meselemiz medeniyetimizin varolma meselesidir. Bu yüzden bütün insani ilişkileri içine alan bir kavram kullanmak durumundayız. Bu kavram bizim temel meselemiz olmalıdır. Millî iradeye dayanmayan bir kalkınma bizi sömürünün yemi yapacaktır.

8 - Şahsiyetçilik

Ne birey ne de toplum. İlke esastır. İlkesiz bireycilik anarşizme ilkesiz toplumculuk Sürü olmaya kapı açar. İlke Milli İradedir.

9 - Erdemli Toplumculuk ve Devletçilik

Devlet ve toplum anlayışımız, “Emin belde” kavramı etrafında şekillenir. Emin beldenin iki özelliği vardır Birincisi Düşünce özgürlüğünün olduğu Mal canın emniyetinin olduğu bir ülke anlayışıdır. Bu bağlamda ne “Tanrı Devleti” gibi tanrı adına yönetme sapmasını içeren bir devlet ve ne de “İslam Devleti” gibi ne olduğu belli olmayan; henüz temellendirilmemiş devlet tasavvurundan uzak bir anlayıştır. Toplum anlayışımız: Bu topraklarda yaşayan insanlığın ortak değerlerine inanan her insan saygıyı hak eder ve bizim sahip çıkacağımız birlikte olacağımız insanlardır.

10 - Evrenselcilik

Bütün insanlara ve insanlık değerlerine açığız. Örgütüz ama örgütçü değiliz. İlkelere saygı duyan herkes bizim için muteberdir. Bize göre örgütler ilkeleri üzerine kendini var etmelidir ilkeleri kullanarak kendini var etmemelidir. Bu yüzden bizden veya öteki diye bir kavramdan ziyade ilkeli ve ya da ilkesiz kavramları daha kullanışlıdır. Bu yüzden evrenselciliğimiz ilkeselliğimizden beslenir. Örneğin bir makama bir mevkiye layık olan oturur onun etnik kimliği, politik duruşu, dini, mezhebi sorulmaz Bu bakışaçısı devletin belli çıkar çevrelerinin çıkar devşirme aracı olmasını önüne geçmeyi sağlar.

11 - Yerlilik

Yerel değil yerli bir anlayışa sahibiz. Yerli olmak yaşadığımız kültürel atmosfere yaslanarak hareket etmektir. Bu kültürel zemin bütün bir insanlık tarihinin üretip üstte tuttuğu değerlerin toplamıdır. Yerli olmak insana yabancı olmayan fıtri değerlere sahip çıkmak demektir.

15 Temmuz Milli İrade ve Demokrasi Derneği 2016 Tüm Hakları Saklıdır.

www.midder.org         info@midder.org